Yazılarım

Karanfil, e-dergi

Ankara'dan İki Kadın İki Dergi: Sesimiz ve oluşum

Image
Image

(...) Ben, bu yazıyla, Ankara edebiyat ortamının önemli duraklarından olan Sesimiz ve Oluşum dergilerinin iki yürekli kadınına teşekkür etmek istedim. Her ikisinin de evlerine gittiğimde duyduğum heyecanı unutamam. (...)

Son olarak, dilerim ki kültür dünyamıza bıraktıkları izler, yeni güçlü kadınlara da rehber olur.


Makalenin tamamını okumak için tıklayınız.

1940 yılında Nallıhan'ın Kuzucular köyünde dünyaya gelen Hasibe Ayten, 1969 yılında Ankara'da Ekinde Ve Yazında Sesimiz dergisi ile edebiyat dünyasında yerini alır. 1980 Darbesi'ne kadar yayın hayatına devam eden dergi, bir şiir gerekçe gösterilerek kapatılır. Her sayısında dönemin en ünlü isimlerine sayfalarında yer verirken, gençlere de kucak açar. Hasibe Ayten'in evi, bu isimlerden pek çoğunun da uğrak yeridir. Kimini günlerce evinde konuk eder, kimi uzun saatler boyu sohbetlere katılır. Derginin basımı ve dağıtımı neredeyse tek başına uğraşır. Bir süre sonra Sesimiz Yayınevi kurulur. Şimdi edebiyatımızın önemli kalemlerinden olan o günün gençlerinin ilk kitaplarını basar. Bunlardan biri de İnci Aral'dır. 1980 yılı Akademi Kitabevi ödülünü kazanan Ağda Zamanı, Sesimiz Yayınları'nca basılmıştır. Cemil Kavukçu'nun ilk öyküsü Sesimiz'de yayımlanır. Fazıl Hüsnü Dağlarca, Turgut Uyar, Necati Güngör, Murathan Mungan, Akif Kurtuluş, Feyza Hepçilingirler, Hasan Hüseyin, İlhan Berk, Vecihi Timuroğlu, Nedret Gürcan Sesimiz'deki imzalardan birkaç örnektir. Sesimiz'in kapanmasının ardından plastik sanatlara el atar Hasibe Ayten. İnci Aral ile birlikte Kibele Sanat Galerisi'ni açar. Kendi deyimi ile bu kez de koleksiyoner yetiştirir. Ressam dostları arasında Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eşref Üren, Cemil Eren, Hamiye Çolakoğlu vardır. Kahayhan Keskinok'un resimlediği ilk şiir kitabını yayımlar; Dikende Gül Uyanır. Hazırladığı rehber ve almanaklar da dahil toplam dokuz kitabı bulunmaktadır. Son yıllarda Hasibe Ayten adına şiir yarışması düzenlenmektedir. Payda Yayınları'nın desteği ile yedincisi düzenlenen yarışmayı kazanan genç şairler, Hasibe Ayten'in manevi mirasına sahip çıkarak Yeniden Sesimiz dergisini yayımlar. Hayatı boyunca sanatın içinde yer almış, tüm zorluklara karşı elini taşın altına koyarak ürettikleri ile edebiyat ve sanat dünyamıza çok önemli katkılarda bulunan şair, yazar Hasibe Ayten üretmeye devam ediyor.

Ankara'da 70'lerden 80'lerin sonuna kadar yayımlanan bir diğer sanat ve düşün dergisi de Oluşum'dur.

1926 yılında Bursa'da dünyaya gelen Fahrünnisa Kadıbeşegil, uzun yıllar Ankara sanat ortamının içinde yer aldı. Çocukluk ve gençlik yıllarında başta Atatürk olmak üzere Nâzım Hikmet, Neyzen, Tevfik Kemal Çağlar olmak üzere pek çok önemli kişiyle tanışmıştır. Açtığı resim sergilerinin yanında 1974 yılında yayın hayatına başlayan Oluşum dergisine verdiği emek unutulmaz. Bunların yanında Oluşum Yayınları'ndan Mustafa Kemal'i Anlamak adlı bir eser, çevirileri ve Esintiler isimli şiir kitabısı da bulunur. Dergide bir dönem başyazılar isimsiz olarak görünse de Cemal Süreya'nın yazdığı bilinmektedir. Cemal Süreya'dan sonra bu kez başyazıların imzasını Enis Batur'dur. Son dönemlerinde ağırlıklı olarak akademisyenler yer alır. Oluşum'un son üç sayısı mevsimlik seçkiler olarak okurlara ulaşır. Ankara merkezli bu edebiyat dergisinde pek çok genç şair ve yazarla da karşılaşıyoruz. Dönemin acıları da dergiye yansır. 1978 yılı Ağustos-Eylül sayısının ilk sayfasında Enis Batur'un Bedrettin Cömert'e yapılan suikastın ardından yazdığı başta olmak üzere, anma yazıları vardır. 11 Temmuz 1978 tarihinde suikasta uğrama- saydı o sayının (52-53 ortak sayısı) giriş yazısını Bedrettin Cömert'in hazırlayacağı- nı Enis Batur'dan öğreniyoruz.

Oluşum dergisinin tüm sayıları Nisa Hanım'ın oğulları tarafından hazırlanan web sayfasına aktarılmıştır. Dergide gördüğünüz imzalardan bazıları; Enis Batur, Füsun Akatlı, Pınar Kür, Selim İleri, Necati Cumalı, Talip Apaydın, Fürüzan, Mahmut Makal, Buket Uzuner, Selçuk Baran, Murathan Mungan, Sennur Sezer, Metin Altıok, Azer Yaran, Anıl Çeçen, Şahin Yenişehirlioğlu, Oruç Aruoba, Ahmet İnam, Cevat Çapan'dır. 1989 yılında son sayısı yayımlanır. Nisa Kadıbeşegil ise 9 Ekim 2009'da hayatını kaybeder.

Bu iki değerli ismin bir ortaktan da sadece edebiyata değil resim sanatına da olan yakın ilgilerdir.

Ben, bu yazıyla, Ankara edebiyat ortamının önemli duraklarından olan Sesimiz ve Oluşum dergilerinin iki yürekli kadınına teşekkür etmek istedim. Her ikisinin de evlerine gittiğimde duyduğum heyecanı unutamam.

Yazdıklarım ise sadece şiirlerim dergilerin sayfalarında gördüğümdeki heyecanımı değil, o sayfalarda okuduğum yazıların bana kattıklarına da bir teşekkür borcudur.

Son olarak, dilerim ki kültür dünyamıza bıraktıkları izler, yeni güçlü kadınlara da rehber olur.

Eğlenceli ODTÜ Anılarım

Image
Image

ODTÜ anılarımızı anlatırken toplumsal olaylar, acı kayıplar­dan söz ederiz daha çok Yaşa­mımızda derin izler hırakan bu amlar hiç unutulmaz. Öte yan­dan eğlenceli anılar da vardır, uzun yıllar bizimle yaşayan.

(...)


Makalenin tamamını okumak için tıklayınız.

ODTÜ anılarımızı anlatırken toplumsal olaylar, acı kayıplardan söz ederiz daha çok. Yaşamımızda derin izler bırakan bu anılar hiç unutulmaz. Öte yandan eğlenceli anılar da vardır, uzun yıllar bizimle yaşayan.

ODTÜ denilince çoğunluğun aklına gelenleri sıralasak; önceliği kazanmanın zor olduğu bir üniversite alır. Girmekten belki de daha zoru ise mezun olabilmektir.1978’de ODTÜ’ye girdiğimde anlatılan efsanelerden bazıları bugün bile belleğimde. Finaller döneminde pencereden sarkıtılan iplerle balık tutmalar, Gölbaşı’ndaki Akıl ve Ruh Hastalıkları kliniğinde ODTÜ öğrencilerine ayrılan özel bölüm gibi. Derler ki şehirde gecenin üçünde bir evde ışık yanıyorsa ya hasta vardır ya da ODTÜ’lü.

Zaman geçer okula alışmaya başlarsınız. Ben de tam alışıyordum ki Hasan Tan ODTÜ’ye rektör oldu. Öğrenciler, öğretim üyeleri bu atamayı protesto ederek başlattıkları boykot 9 ay sürdü. Hasan Tan üniversiteden ayrılınca da okul yeniden açıldı. O günlerde kısa boylu, zayıf biri olarak üniversite öğrencisi görüntüsünden çok uzağım. Tunus Caddesi’ndeki servis durağında otobüs bekliyorum. Polis aracı yanaşıp, ne yaptığımızı sorup kimliklerimize bakıyor. Sıra bana geldiğinde okula gitmek için servis beklediğimi söylüyorum. Aldığım yanıt hangi ortaokul oluyor. Ortaokul değil ODTÜ desem de polis gittiğim ortaokulu öğrenmekte kararlı. ODTÜ kimliğimi gösterince  “pek de küçükmüşsün” diyerek neredeyse saçımı okşayacak.

Tiyatro kursu duyurusunu okuyunca hemen başvuruyorum. DTCF’li hocamızdan ilk dersimizi aldık.  Sonra ben devam edemedim. Yıllar sonra bir imza gününde hocamıza kurs verdiği binanın adresini hiç anımsamadığımı sorduğum da; adresi tüm ayrıntısı ile anlattı. İmza gününde uzun kuyrukta beklediğim kişi Murathan Mungan’dı.

O yıllarda saat 24.00 den sonra yurtlarda çatı nöbeti tutulurdu. Sabaha kadar süren nöbetlerin amacı; jandarma baskınlarına karşı öğrencileri uyarmaktı. Sıranın bende olduğu gece kardeşim kaçak olarak odamızda kalıyordu. Nöbeti benim yerime tutmak istedi. Deneyimli bir arkadaş ile çatıya çıktılar. Saat 3-4 nöbeti olabilir yanlış anımsamıyorsam. Geç saate kadar çalışıp yatmışım. Bizimkiler telaşla odaya girip, jandarmanın yurtlara çok yaklaştığını söyledi. Yataktan fırladım, birlikte çatıya çıktık. Etrafa bakıyorum ama ortalıkta jandarma yok. Onlar da beni ikna etmeye çalışıyor. “Bak çalıların arasında eğilmiş, yaklaşıyor. Tüfeğini nasıl görmezsin?” Kardeşim, yurtta kalmakta olan arkadaşımı da ikna etmiş diğer yurtlardaki nöbetçilere el kol işaretleri ile haber veriyorlar. Islıklarla tüm nöbetçiler uyarılıyor. Odaların ışıkları teker teker yanıyor. Ortalık biraz karışsa da durum kısa sürede aydınlandı. Kardeşim halüsinasyon görmüş, arkadaşımı da ikna etmiş. Yurtların çevresindeki çalılıkları rüzgârın etkisi ile sağa sola sallanmasını jandarmanın sürünerek yaklaşması olarak algılamıştı.

Bölüme başladığım da İngilizcem Sosyoloji Bölümündeki dersleri izleyecek yetkinliğe ulaşmamıştı Avustralyalı hocamız ders anlatıyor, sınıfın büyük çoğunluğu gibi ben de anlatılanları takip edemiyorum. Eğilmiş, önümdeki deftere şiir yazıyorum. Yanımdaki arkadaşım not tuttuğumu sanıp elimi çekiyor. Sayfayı yırtıp ODTÜ Edebiyat Kulübü üyesi bir başka arkadaşa götürüyor. Ardından şiir şimdi eşim olan kulüp başkanının elinde Âttila İlhan’a doğru yola çıkıyor. Defterden koparılmış kâğıttaki şiiri Âttila İlhan’a götürmenin saygısızlığına ortak olmak istemiyorum. Her seferinde başarısız oluyorum. Tunalı Hilmi Caddesi’nde, bir binanın zemin katındaki Bilgi Yayınevi’ne gelinceye kadarki girişimlerim sonuçsuz kalıyor. Etrafımı çeviren arkadaşların ittiği anda kapı açılıyor, edebiyat dünyasına uçarak giriyorum. Sonrası o şiir Ali Püsküllüoğlu’nun çıkardığı Yusufçuk ve Afşar Timuçin’in Felsefe Dergisi’nde aynı ay yayınlandı. Afşar Timuçin okulda düzenlenen söyleşiye geldiğinde şiirlerimizi alıp bize görüşlerini söyleyecekti. Nereden bilebilirdim dergide yayınlanacağını?

Bir akşam benim için hep Çağdaş Sahne olarak kalan şimdinin Şinasi Sahnesi’ndeyiz. Yeni Türkü’nün kuruluş yılları, grup vokalist arıyor. Sınıf arkadaşımın de sesini dinleyecekler. Biz de böylece yerlerdeki minderlerde Yeni Türkü konserini dinliyoruz. Grubun kurucu üyelerinden Derya Köroğlu’nu Mimarlık Fakültesi’nin önünde, alçak bir duvarın üzerinde otururken; artık aramızda olmayan Eftal Küçük’ü de ortak aldığımız seçmeli dersimizden anımsıyorum.

İşte ah o güzel zamanlar diyorsam hep bu anılar yüzündendir.

İlkiz KUCUR